|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
YEDİGÖZ İLKÖĞRETİM OKULU WEB SİTESİ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
FİZİKSEL CEZA (DAYAK) |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Hazırlayan: Mustafa BULUT Tarihi Boyutu Dayak tarih boyu devam etmiş olan bir olgudur. Bu Türk Toplumu içinde böyledir. Özellikle Cumhuriyetin Kabul edilişine kadar dayak eğitimin vazgeçilmez bir unsuru olarak görünmektedir. Bu yöntemler; a) Herkese karşı ayakta dikilmek b) Tek ayak üzerinde durmak c) Bir demir halkaya kollar gövdeye yapıştırılarak bağlanmak d) Falaka e) Meydan dayağı vb. Tüm bu yapılanlara bir disiplin yöntemi denilebilir mi? Karar sizin. Yıllar itibariyle fiziksel cezayı yasaklayan ülkeler12
Türkiye’nin birçok gelişmiş ülkeden önce dayak konusunda hassasiyetini göstermesine rağmen bu yasanın ne kadar geçerliliğini koruduğu düşündürücüdür. Her alanda olduğu gibi dayağa başvuranların kurtulacağı bir açık kapı bırakılmıştır. Toplumsal Boyutu Toplumumuzda dayak eğitimin vazgeçilmez unsurlarının başında gelir. Bu disiplin yöntemi(eğer gerçekten bir yöntemse) atasözleriyle de desteklenmiştir.3 Dayak cennetten çıkmadır." "Eti benim kemiği senin." Bunlar "atasözleri" olmasına rağmen yanlış sözlerdir. Çocuklarınıza eğitimin bir parçası gibi sunulmaya çalışılan şiddet uygulanmasına biz eğitimciler olarak daha hassas olmamız gerekmektedir. Hukuki Boyutu Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun bir birey olarak hakları olduğunu anlatan, dünya çocuklarının yaşam kalitesini hak ettikleri düzeye çıkarmayı amaçlayan bir sözleşmedir Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilmiş ve 1990’da üye devletlerin imza ve onayına açılmıştır. Bugün dünyanın hemen hemen her ülkesince kabul edilmiş olan sözleşme Türkiye Cumhuriyeti tarafından da 1990’da imzalanmış, 1995 yılında ise Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Toplam 54 maddesi bulunan Çocuk Hakları Sözleşmesinin 19. maddesi çocuğun şiddetten korunma hakkı ile ilgilidir. Madde 19: *Bu sözleşmeye taraf devletler, çocuğun ana babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanındayken bedensel ya da zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idarî, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. *Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adlî makamların işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere gereken desteği sağlama amacıyla sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir. Öğrencilerin okulda fiziksel olarak cezalandırılması, yasa ve yönetmeliklerimizle de engellenmeye çalışılmaktadır. Öğrenciye fiziksel zarar veren öğretmenin maaş kesilme, uyarı gibi cezalar alabileceği 4357 sayılı yasanın, 6. maddesinin b bendinde, 1702 sayılı yasanın 20 ve 22. maddelerinde de açıkça belirtilmektedir. Aynı yasanın 27. maddesi gereğince öğrenciye cinsel tacizde bulunan öğretmen meslekten çıkarılma ile cezalandırılmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliğinde de öğrencilerin bir başkasının iffet ve namusuna tecavüz etmeleri, kişilere eziyet etmeleri ve işkence yapmaları örgün eğitim dışına çıkmayı gerektiren davranışlardan biri olarak belirtilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 414-417. maddeleri de çocukların namusuna saldırı olması durumundaki ağır hapis cezalarını tanımlamaktadır.4 Bütün bunlara karşın, yapılan çalışmalar çocuğa karşı şiddetin engellenmesinde yasa ve yönetmeliklerin yetmediğini, önemli olanın toplumun bu konudaki düşünce ve tutumları olduğunu göstermiştir. Ülkemizde okullarda uygulanan fiziksel cezanın boyutları kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan az sayıda çalışmada okullardaki çocukların % 50-75’inin değişen derecelerde fiziksel cezaya uğradıkları gösterilmiştir10. Tanımı; Fiziksel ceza, istenen davranışı göstermeyen ya da istenmeyen davranışı sergileyen kişinin bedenine acı verme şeklinde tanımlanmaktadır(mauzer, 1974; Gözütok,1993; NCCR-Pakistan Çocuk Hakları Komitesi, 2001; Benetar, 2002; Greydanus, Pratt veHoffman,2002). Benetar (2002) ayrıca fiziksel cezayı bir kişinin bir şeyi yapmaya zorlanmasından, sakat bırakan işkenceye kadar varan durumlar olarak tanımlamaktadır.1 Fiziksel Ceza Ve Aile Birey içinde doğup büyüdüğü ilk toplumsal kurum olan aile içinde uyumlu olma alışkanlığını elde etmediği ya da olumsuz davranışlarının karşılığında dayak yemeye alıştığı zaman, aile dışına çıktığında karşılaştığı farklı toplumsal kurumlarda da bu alışkanlıklarının etkisini taşıyacaktır. Bugün herkes Türk toplumunda aile içi şiddetin varlığını kabul etmektedir. Bu durumda aile içinde sosyal kurallara uyma alışkanlığı kazanmamış, aile içinde kurallara uymadığı zaman dayakla ceza görmüş bir çocuk elbette okula geldiğinde kurallara uymayacak ve karşılığında ancak dayak cezasıyla cezalandırılırsa uyma davranışı göstermeye meyilli olacaktır. Çünkü aile içinde, okul çağına gelinceye kadar kendisine hep bu tür alışkanlıklar kazandırılmış, böyle bir ortamda yetişmiştir. Tüm kanunî düzenlemelere bakıldığında bir şahsın reşit oluncaya kadar bir veliye ihtiyacının olduğu, reşit olmaksızın yaptıklarından sorumlu tutulamayacağı kabul edilmektedir. Dayak olayının ortadan kaldırılması için de sorumluluğun velilere yüklenmesi gerektiği kanaatindeyim. Okulda kurallara uymayan bir öğrenci varsa ve ona dayak atarak muhatap olarak doğrudan öğrenciyi almaktansa, veliyi muhatap almak daha yararlı olacaktır. Zaten, şu anda da öyle değil mi diye düşünülebilir. Okul yönetimleri, bunu da bir çare olarak uyguluyorlar. Ama veli üzerinde bir yaptırım güçleri yok. Okul yönetimi veliyi çağırıyor. Ancak veli okula gelmeyi gerekli görürse geliyor. Gelse bile, çocuğu ile ilgili problem üzerinde isterse ilgileniyor, isterse ilgilenmiyor. Yani velinin isteğine, duyarlılığına kalmış bir belirsizlik var. Veli sorumluluğunun net bir şekilde ortaya konması ve yaptırımların veli üzerinde uygulanması, okullarda dayak problemini ortadan kaldıracaktır. Bu sorumluluk velilere çocukları okula başladığı andan itibaren verilmelidir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesinin sağlanması okul yönetimi üzerine düşmelidir. Elbette okul yönetimi doğrudan veli üzerinde bir baskı kuramaz. Ancak velinin bu sorumluluğu yerine getirip getirmediğini net bir şekilde ortaya koyabilir. Yapılması gereken bundan sonra, yani sorumluluğunu yerine getirmeyen veliye ne yapılacağıdır. Burada devreye kolluk güçleri girebilir, yargı girebilir; bu da hukukî yaptırımlara bağlanmalıdır. Bugün ülkede bu sorumluluğun net bir şekilde veliye yüklenmemesi, sorumluluğun yerine getirilmemesi hâlinde uygulanacak hukukî yaptırımların olmaması, okullarda dayak olayının sürmesine yol açmaktadır. Aile, dünyaya getirdiği çocuğu okul çağına gelinceye kadar istediği gibi büyütmekte, onu istediği gibi şekillendirmekte ve ardından okula göndermektedir. Aileden edindiği her türlü alışkanlıkla okula giden bir öğrenci, bu alışkanlıkların etkisiyle okulda uyum problemleri yaşayabilmektedir. Bu durumda uyum problemi yaşayan öğrenciye bu problemin sorumluluğunu yükleyip, aileyi dışta bırakmak, problemlerin çözülmesine yardımcı olamamakta, başka problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır ki dayak da bunlardan biri hatta başta gelenidir. Yapılması gereken kanımca ailenin, aile içinde de velinin sorumluluğunun netleştirilmesi, sorumluluğunu yerine getirmeyen veliye ne tür yaptırımların nasıl uygulanacağının ve tüm bunların gerçekleştirilmesinde okul yönetimleri üzerine nelerin düştüğünün tartışılmasıdır... (bilim ve aklın aydınlığında Bilim dergisi sayı:20 ekim 2001) Türkiye’de, maalesef, evlilik öncesinde gençlere ana-baba eğitimi
verecek yaygın bir eğitim kurumumuz ve bu yönde işleyen bir eğitim
politikamız yok. Genç anne-babalar çocuk eğitirken kendi anne ve
babalarını model almakta, anne ve babalarından gördükleri eğitim şeklini
uygulamaktadır. Yüksek eğitim almış kariyer sahibi anne-babalar bile
ailelerinden aldıkları eğitimin tesirinden kurtulamamakta; aşırı baskı ve
otoriter tutuma reaksiyon olarak, ‘modern eğitim’ adı altında aşırı
hoşgörüye dayanan bir tutum izlemektedir. Eğitim Ve Fiziksel Ceza 80 yıl önce fiziksel cezanın resmen kaldırıldığı Türk eğitim sisteminde, bu uygulamaların sadece yasalara koymakla işin bitmediği, yasaların takipçisi olunması gerektiğini de ortaya koymaktadır.2 Gözütok yaptığı araştırmalar çerçevesinde okullarda uygulanan fiziksel cezaları;
Gözütok’un yaptığı başka bir araştırmada ise Fiziksel cezaların uygulanma nedenleri üzerinedir;
Fiziksel cezaya maruz kalan öğrencilerin gösterdiği tepkiye gelince;
Dayak Atmanın veya Fiziksel Ceza Vermenin Anne-Baba ve Öğretmen Üzerindeki Etkileri 1- Dayak atan o anki hırslarını, öfkelerini, çocuktan alır. En kısa yoldan kızgınlık duygularını güçsüz biri üzerine boşaltarak rahatlar. Ancak bu şekilde hırsını gideren anne, baba veya öğretmen çoğunlukla yaptığından pişman olur, utanır, suçluluk duygularına kapılır. Bu suçluluğunu gidermek için de bu kez acır. Sevgi ve gösterilerine veya aşırı hoşgörü tutumlarına girer. Çocuk ise durumun dengesizliğin, tutarsızlığını yaşar. Bu şekilde çelişkili davranışlar çocuğu ruhsal yönden çok olumsuz etkiler. 2- Buna karşılık sürekli dayak ve fiziksel ceza ile eğitim veren anne, baba ve öğretmen zamanla acımasız ve işkenceci bir ruh geliştirir. Dıştan gelen bir kuvvetle sağlam disiplin, sözel ve fiziksel ceza sistemi ile yürütülen terbiye tarzında bu geliştirici öğeler çocukta dolaylı bazı davranışlar tepkiler geliştirir. Bunlar: 1. Karşı koyma 2. Kaçış 3. Aşırı itaat. Karşı Koyma : Çocuk ya aktif olarak karşı koyar; saldırır, direnir, karşılık verir. Veya pasif direnişe geçer, söylenenin aksini yapar, ikazları bilhassa duymamazlıktan gelir. İnadına istenmeyen davranışı yapar veya anne, babayı veya öğretmeni kızdıracak davranışta bulunur. “Sanki mahsus yapıyor” diye yakınır anne “Beni kızdırmak için inadına yapıyor” der. Bundan dolayı kaba kuvvet ve zorlama sadece direnç yaratır. Kaçış : 2 şekilde görülebilir. Fiziksel kaçışta: Çocuk fiziki olarak ortalıkta görünmez, odasına kapanır ve iletişimi keser veya evden kaçar veya kaybolur. Okuldan kaçar. Ruhsal kaçışta ise: Çocuk evde bulunsa da anne ve babasıyla iletişimi keser, beraber olduklarında örneğin yemekte konuşmaz, cevap vermez, hayal ve fantezi dünyasına kaçar veya yalan söyleyebilir. Önlem alınmazsa zamanla kabuğuna çekilen, hayal, fantezi dünyasına sığınan ve gerileyen bir kişilik geliştirebilir. Ruhsal kaçış ileride sigara, alkol, uyuşturucu alışkanlıklarına, aşırı hallerde de ruh hastalıklarına yol açabilir. Aşırı İtaat: Kültürümüzde itaatkar çocuklar çok sevilir. Ancak sürekli itaat etmeye alıştırılmış, zorlanmış çocuklar, zamanla kendi değerlerini yadsıyan kendi inançlarından vazgeçip her şeyi sorgusuz kabullenen aşırı uyumlu kişilikler geliştirirler. Bu pek tabi ki büyükler için ideal görünür. Zira kendilerini uğraştırmaz. Ancak çocuğun kişiliği ve gelişimi açısından böyle bir davranış alışkanlığının sakıncaları çoktur. Bu tür çocuklar, kendilerine sürekli ne yapacakları ne yapmaları gerektiğini söyleyen anne ve babayı bulamayınca, onların yerine buldukları ilk otoriter kişinin etkisi altına girerler. Kötü arkadaş edinip onlara uyan, kötü alışkanlıklara hayır diyemeyen çocuklar bu tür sürekli itaat etmeye alıştırılmış çocuklardır. Bunun dışında aşırı uyma ve aşırı itaate alıştırılmış çocuklar ileride kişiliksiz, yağcı türünden sorumsuz kişilikler geliştirebilirler. Sonuç olarak, aşırı bir dış kontrolle bütün davranışları başkaları tarafından kontrol edilip düzenlenen çocuklar hiçbir iç kontrol (özdenetim) geliştirme olanağı bulamadıklarından, ev dışı yaşamlarında yani anne baba kontrolü yokluğunda kendilerini kontrol etmekten acizdirler. Bu çocukların ileri ki yaşamlarında ya sorumsuz, kontrolsüz, aşırı davranışlarda bulunan kişilikler veya kontrolü altına kolaylıkla girebilen pasif, tepki göstermesini bilmeyen, her şeyi kabullenici kişilikler geliştirmesi muhtemeldir7 Eğitimimizde dayak ne yazık ki her zaman varolan bir olgu. Öğretmenlerimizin bir bölümü en kolayını seçiyorlar ve sonuçlarını düşünmeden şiddete dayalı cezalar uyguluyorlar. Tokat atmayı veya kulak çekmeyi dayaktan bile saymıyorlar. Öğrencilerin önemli bir bölümü bu tür cezaları önemsemiyor. Velilerin çoğunlukla bundan haberi olmuyor. Çünkü çocuklar "Öğretmenin beni dövdü" diye babasına veya annesine gittiğinde ondan da dayak yeme olasılığı bulunduğunu düşünerek gizli tutuyorlar. Kendileri de dayağa dayalı eğitim almış olan anne, baba ve öğretmenler bu soruna olması gerektiği gibi yaklaşmıyorlar. (tiryaki@isbank.net.tr) Gözütok’un fiziksel ceza uygulanan öğrencilerin davranışlarında, okula ve derse karşı olan tutumlarında ne gibi değişiklikler meydana geldiğine dair araştırmasındaise;
Okulda en çok hangi öğrenciler üzerinde fiziksel cezaların uygulandığına dair yapılan araştırmada ise;
2+2'yi bilemeyince dayak yedi! Bursa'nın Gemlik ilçesinde, Lale Kemal Kılıç İlköğretim Okulu'nun 2/B sınıfında okuyan 7 yaşındaki A.Y. adlı öğrenci, sınıf öğretmeni İlksever Figen Özkan'ın sorduğu "2+2 kaç eder?" sorusuna cevap veremeyince dayak yedi. Öğretmeninin cetvelle dövdüğü A.Y.'nin kafasına Gemlik Devlet Hastanesi'nde 4 dikiş atıldı. 5 gün rapor verilen öğrenci daha sonra taburcu edildi. Bu arada inşaat işçisi Salih Yıldız, oğlunun kafasını yaran öğretmen İlksever Figen Özkan hakkında Gemlik Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunurken, Gemlik Kaymakamlığı da olayla ilgili soruşturma başlattı. (İHA) Nesilden nesile geçen dayak olayı, araştırmacılar tarafından gösterilmiştir ki hiçbir zaman disiplin konusunda işe yaramamıştır ve yaramayacaktır. Dayak yiyen çocuk, yaptığı harekete sadece dayak riski devam ettiği sürece ara verir. Dayak riskinin ortadan kalktığını hissettiği anda yeniden hareketi tekrarlar. Çoğunlukla kendilerine vuran insanlara itaat etmek veya uymak istemezler. Disiplinin asıl amacı olan doğru ile yanlış arasındaki farkı öğrenemezler. Sadece ne için dayak yiyeceklerini, ne için dayak yemeyeceklerini öğrenirler. (Dr.Sıtkı EVRENKAYA tokat atalım mı atmayalım mı?) Fiziksel Cezanın Çocuk Üzerindeki Etkileri Fiziksel ceza çocuk üzerinde birçok olumsuz sonuçlar doğurur; 1. Dayak yiyen çocuk yaptığının karşılığını en kısa yoldan ödemiştir. Yaptığı olumsuz davranışın üzerinde düşünerek, hatasını anlamak, onu tamir yollarını aramak veya sonuçlarını düzeltmek fırsatı verilmemiştir. 2. Dayak yiyen çocukta anne, baba ve öğretmene karşı kızgınlık, düşmanlık, nefret hisleri uyanır. Dolayısıyla çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünüp kendisini suçlamak yerine dayak yediği kişiyi suçlar ve bundan dolayı yaşadığı duyguları düşünür. 3. Dayak yiyen çocukta saldırganlık duyguları gelişir. O da anne babası ve dayak atan öğretmeni gibi sorunlarını en kısa yoldan saldırganlıkla, zorbalıkla, kaba kuvvetle halletmeye yönelir. 4. Aslında dayak yiyen çocuk kendini güçsüz aciz hisseder. Karşılık vermediği için kendinden utanır. Kendine güveni sarsılır. Çocuğa karşı şiddetin sonuçları nelerdir? Şiddetle karşılaşan çocukta çeşitli sakatlıklar ortaya çıkabilir. Kırıklar, beyin kanamaları, iç organ yaralanmaları sonucu ortopedik sakatlıklar, felçler, havale, zeka özürü, çeşitli organ yetersizlikleri gelişebilir. Bu hasarların çok ağır olması durumunda ölüm ortaya çıkar. Yaşamı kurtulanlarda ise depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal uyumsuzluk vb. gibi ruhsal sorunlar gelişebilir. Bu kişilerde uyuşturucu bağımlılığı, suça ve fuhuşa yatkınlıkta artış olduğu gösterilmiştir. Zekâ özürü ya da ruhsal örselenme sonucu bu çocuklarda genellikle okul başarısı düşüktür. Dayak çocuğun bilişsel gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fiziksel cezalandırmayla terbiye edildiği düşünülen çocuklar, kaba gücün sorunları çözmek için etkin bir yöntem olduğuna inanarak büyürler ve erişkin yaşlarda kendileri de başka çocukları istismar eden erişkinlere dönüşebilirler, böylece istismar olayları kuşaktan kuşağa sürüp gider. Dolayısıyla, dayak çocuğa davranışı, etkileri ve sonuçları üzerinde düşünmek, yani vicdan ve ahlak dediğimiz ego ve süper ego geliştirmek yerine saldırgan olmayı, işini kaba kuvvetle halletmeyi, öç almayı öğrenir. Her ne sebeple dayağa başvurulursa vurulsun, dayak sonuçta belli bir insan tipi yaratmaya hizmet temektedir. Bu Tipin kişilikli, yaratıcı, demokratik, çağdaş insan tipine uygunluğu elbette savunulamaz. Nitekim Prof. Yörükoğlu “dayak korkusuyla kazanılan usluluk da bilgi de yüzeyde kalır. Çocuğun içinde öfke birikimi yapar. Burada saldırı saldırıyı, şiddet şiddeti besler kuralı geçerlidir. Dayakla yetişen çocuk ileride dayak atan ana-baba veya öğretmen olup çıkar…” demektedir.8 Dayak dışı yollarla disiplini nasıl sağlayabiliriz?4 *Çocukla yaşına uygun bir dille konuşarak iyi iletişim kurun. Sözel öğretmen-öğrenci ilişkisi çocuğun bilişsel yeteneklerini geliştirir. *Olaylara çocuğun gözüyle bakıp, kendinizi onun yerine koyabilmeye çalışın. Size çok kabul edilemez görünen bir durum çocuğun gözünde tamamen farklı olabilir. *Çocuğa yaşına uygun, kabul edilebilir, kesin ve tutarlı sınırlar çizin, belli kurallar koyun. Bunların aşılmasını istemediğinizi kesin bir dille ifade edin. *Çocuk sınırları aştığında ya da kurallara uymadığında sonuçları ile yüzleştirin. Örneğin yeri kirleten çocuktan orayı temizlemesini, birini inciten çocuktan özür dilemesini isteyin. * Çocuğa konuşma ve davranışlarınızla örnek olun.“Lütfen, teşekkür ederim” gibi kelimelerin kullanılmasını özendirin. Sabır, nezaket, saygı gibi kavramları anlatarak değil davranışlarınızla öğretin. *Çocuğun birden fazla istenmeyen davranışı varsa hepsini bir anda ele almayın, birer birer ilgilenin. Bu davranışın neden sorun yarattığını açıkça anlatın, değiştirdiğinde onu iyi davranışından dolayı kutlayın. *Çocuğun olumlu davranışlarını onayladığınızı beden dilinizle de gösterin. Bazen bir küçük gülümseme, sırt sıvazlama ya da bir baş hareketi birçok söze bedeldir. *Çocuklara sorunlara çözümler üretme, sorunlarla başa çıkma konusunda destek olun, ancak onların yerine kararlar vermeyin. Bırakın kendi kararlarını verip, davranışlarını kendileri belirlesinler; bu özgüvenleri için çok yararlıdır. Yaşamak, sağlıklı büyük ve gelişmek, eğitim olanaklarına sahip olmak gibi hakların yanısıra bu haklarını kullanırken huzurlu ve mutlu olmak, şiddete maruz kalmamak da çocukların en doğal hakkıdır. Bu hakka sahip olmak için onların en büyük yardımcıları ise öğretmenler olacaktır. Kaynaklar 1. Gözütok, D. (1993).Okullarda Dayak. Ankara: 72 Ofset 2. Mahiroğlu, Buluç. Kış (2003), 1 (1), 81/93 Orta Öğretim Kurumlarında Fiziksel Ceza Uygulamaları. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi 3. Tiryaki, Aydın Eğitim Dağarcığı, nisan: 2000 tiryaki@isbank.net.tr 4. Figen, Ş.; Beyazova,U.(2001);”Çocuğun Şiddetten Korunma Hakkı”.Milli Eğitim Dergisi Sayı 151 5. İzmir sivil toplum örgütleri çocuk hakları çalışma günleri raporu, 1996, İzmir. 6. Demir, A. Hikmet,(Ekim2001)”Okuldaki Şiddete Çözüm Önerisi”. Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi Sayı:20 7. Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü Rehberlik ve Araştırma Merkezi.html www.doktorhakan.com/osa/cs/tokat.html - 6k 8. Yörükoğlu, A., Değişen Toplumda Aile ve Çocuk, Aydın Kitabevi Yay., Ankara,1983 9. UNICEFÇocuk Hakları Sözleşmesi, UNICEF1992. 10. İzmir sivil toplum örgütleri çocuk hakları çalışma günleri raporu, 1996, İzmir. 11. http://www.stophitting.com/disatschool/facts.php 12. Tan ,M., |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Bu Web Sitesi Mustafa BULUT Tarafından Hazırlanmıştır |